Kategoriler
F SÖZLÜK Türkçe Sözlük

Türkçe Sözlük F Sayfa 23

fitne sokmak * ara bozmak, (insanları) birbirine katmak.
fitneci * Fitne çıkaran, karıştırıcı, ara bozucu.
fitnecilik * Fitneci olma durumu.
fitneleme * Fitnelemek işi.
fitnelemek * Çekiştirmek, yermek, gammazlamak, kovlamak.
fitnelik * Karıştırma, çekiştirme, ara bozma.
fitopatoloji * Bitki hastalıklarını inceleyen bilim dalı.
fitre * Ramazan ayı içinde verilmesi dince buyrulan, miktarı belirli sadaka.
fitret * Bkz. fetret.
fiyaka * Gösteriş, çalım, afi, caka.
fiyaka satmak * gösterişyapmak, caka yapmak, çalım satmak.
fiyakacı * Gösterişçi, cakacı, fiyaka yapan (kimse).
fiyakalı * Gösterişli, cakalı, fiyakası olan.
fiyasko * Bir girişimde gülünç ve başarısız sonuç.
fiyasko vermek * bir girişim başarısızlıkla sonuçlanmak.
fiyat * Alım veya satımda bir şeyin para karşılığındaki değeri, eder, paha.
* Bir mal veya işgücü için uygun görülen para karşılığı.
* Bir değer ile para birimi arasındaki ilişki.
fiyat (veya değer) biçmek * bir değer için ödenecek para karşılığını belirlemek.
fiyat ayarlamak * para değerindeki değişiklik ve başka ekonomik şartlar dolayısıyla fiyatları düzenlemek.
fiyat kırmak * fiyatıdüşürmek, fiyatı indirmek.
fiyat vermek * isteyeceği veya ödeyeceği fiyatı bildirmek.
fiyatlandırma * Fiyatlandırmak işi.
fiyatlandırmak * Fiyatını belirtmek, fiyat tespit etmek, fiyatlandırmak.
fiyatlanma * Fiyatlanmak işi.
fiyatlanmak * (bir şeyin) Fiyatıyükselmek, pahalılaşmak.
fiyatlarıdondurmak * fiyatların yükselmesini önlemek, fiyatların olduğu gibi kalmasını sağlamak.
fiyatlı * Fiyatı olan, pahalı.
fiyonk * Kelebek biçiminde bağlanmışkurdele vb.
fiyonk makarna * Fiyonk biçiminde dökülmüşve satışa sunulmuşmakarna.
fiyort * Norveç, İskoçya ve Kuzey Amerika kıyılarında buzulların oluşturduklarıdik yamaçlı, derin eski buzul
koyaklarının aşağıkesimlerinin deniz altında kalmasıyla oluşan körfez.
fizibilite * Yapılabilirlik.
fizik * (maddenin kimyasal yapısındaki değişiklikler dışında) Genel veya geçici yasalara bağlı, deneysel olarak
araştırılabilen, ölçülebilen, matematiksel olarak tanımlanabilen madde ve enerji olgularıyla uğraşan bilim dalı.
* İnsanın doğal yapısı.
* Kişinin dışgörünüşü.
fizik gücü * Güçlü yapısı, gücü kuvveti.
fizik kondüsyonu * Fiziksel ve ruhsal bakımdan bir sporcunun durumu.
fizik ötesi * Doğa ötesi.
fizik tedavisi * Hastalıklarısu, ışık, hava, elektrik gibi fiziksel ve mekanik yöntemlerle tedavi etme.
fizik yapısı * Bir insanın vücut görünüşü.
fizikçi * Fizik bilgini veya fizikle uğraşan kimse.
* Fizik öğretmeni.
* Fizik tedavisiyle uğraşan doktor.
fizikî * Fiziksel.
fizikî coğrafya * Yeryüzünün dışında insan ve öteki varlıklar üzerine etki yapan doğal olayların doğuşunu, oluşumunu ve
sonuçlarını inceleyen coğrafya bilimi.
fizikî harita * Herhangi bir yerin dağlarını, ovalarını, plâtolarını, akarsularını, göllerini gösteren harita.
fizikokimya * Kimyasal olaylarıfiziksel yöntemlerle çözümleyen, fizik ve kimya konularınıkapsayan bilim.
fiziksel * Fizikle ilgili olan.
* Genel olarak doğaya, maddeye, nesnelere ilişkin olan.
* Gerçek, gerçek olma durumu.
fizyokrat * Fizyokratlık yanlısı.
fizyokratlık * Tarım emeğinin üretici emek olduğunu ve yalnızca bu emeğin, değeri yarattığını ileri süren XVIII.yüzyıl
ekonomi görüşü.
fizyolog * Fizyolojist.
fizyoloji * Canlıların hücre, doku ve organlarının görevlerini ve bu görevlerin nasıl yerine geldiklerini inceleyen bilim
dalı.
fizyolojik * Fizyoloji ile ilgili, vücutla ilgili.
* Normal, doğal olarak işleyen.
fizyolojist * Fizyoloji bilgini, fizyolog.
fizyonomi * Yüz çizgilerinin genel durumundan çıkan anlam.
fizyoterapi * 343 fizik tedavisi.

Bir yanıt yazın