Kategoriler
F SÖZLÜK Türkçe Sözlük

Türkçe Sözlük F Sayfa 24

fizyoterapist * Fizyoterapi uzmanı, hastalarıfizyoterapi yoluyla tedavi eden kimse.
flâm * Bkz. emniyet kilidi.
flâma * İşaret olarak veya çeşitli amaçlarla kullanılan küçük bayrak.
* Mühendislerin, haritacıların kullandığırenkli belirtme sırığı.
* Mızrak ucuna takılan küçük bayrak.
* İki veya üç köşeli, küçük boyutlu bayrak.
flâmacı * Flâma kullanarak anlaşmayısağlayan kimse.
Flâman * Flândra ülkesi halkından veya bu halkın soyundan olan kimse.
* Flâman halkına özgü olan.
Flâman atı * Belçika kökenli iri koşum atı.
Flâman kuşu * Bkz. flâmingo.
Flâmanca * Hint-Avrupa dil ailesinden, Hollanda, Fransa ve Belçika’nın bir bölümünde konuşulan dil.
flâmangiller * Kuşlar sınıfının leyleksiler takımına bağlıflâmanlar alt takımının bir familyası.
flâmanlar * Kuşlar sınıfının, leyleksiler takımının bir alt takımı.
flâmingo * Leyleksilerden, tüyleri beyaz, pembe, kanatlarının ucu kara, eti yenir bir kuş(Phoenicopterus ruber).
flândra * Genellikle ince bezden yapılmış, uçkurluk bölümü dar, kurdele biçiminde bayrak.
flândra balığı * Bkz. kurdele balığı.
flânel * Keten ve yünden dokunan kumaş.
flâş * Fotoğraf çekiminde ışık yeterli olmadığında bir görüntüyü net almak için kullanılan çok kısa süreli ve güçlü
parıltı.
* Fotoğraf çekiminde güçlü parıltıya ihtiyaç duyulduğunda kullanılan lâmba.
* İletişimde üstünlüğü, önceliği olan önemli haber.
* Gösterişe, ilgiye düşkün.
flâş conta * Su motorlarında motor ile su borusu arasına geçirmezliği sağlamak için yerleştirilen yuvarlak lâstik veya
kauçuk madde.
flâşör * Otomobillerde dört sinyal lâmbasının aynıanda yanıp sönmesini sağlayan düzen.
flâvta * Flüt.
flebit * Toplardamarlarda iç zar iltihabı.
flegmon * Deri altındaki veya organlar arasındaki katılgan dokunun iltihaplanması.
fleol * Buğdaygillerden, küçük bir çayır otu (Pheleum pratense).
flibit * Bkz. flebit.
flit * Sinek, sivrisinek gibi böcekleri öldürmek için püskürtülen ilâç.
* Bu ilâcıhavaya püskürten araç.
flitleme * Flitlemek işi.
flitlemek * Flit vb. kullanarak bir yere ilâç püskürtmek.
flok * Geminin cıvadrasına çekilen üçgen yelken.
flor * Bkz. flüor.
flora * Bir bölgede yetişen bitkilerin hepsi, bitki örtüsü, bitey.
floresan * Bkz. flüoresan.
floresans * Bkz. flüoresans.
flori * Altın para.
florin * Hollanda para birimi, gulden.
florya * Bkz. flurya.
floş * Selülozdan, yapay, parlak, bükümsüz iplik.
floş * Poker oyununda aynırenkten ve aynıtürden beşkâğıt.
flöre * Eskrimde kullanılan, namlusu düz ve yuvarlak, ucu düğmeli kılıç.
flört * Kadınla erkek arasındaki yakın ilişki, oynaş.
* Flört edilen kimse.
* Siyasal bir partiye, yabancı bir ülkeye vb. ne tam olarak bağlanmadan yaklaşma.
flört etmek (veya yapmak) * karşıcinsten biriyle yakın ilişki kurmak.
flûrcun * Bkz. kocabaş.
flûrya * İspinozgillerden, tüyleri yeşilimsi, ağaçlık ve fundalıklarda yaşayan, güzel ötüşlü bir kuş, yelve (Chloris
chloris).
flüor * Atom numarası9, atom ağırlığı19, yoğunluğu 1,265, kokusu ozonu andıran, yeşilimtırak sarırenkte,
halojenler grubunun ilk elementi olan basit element. KısaltmasıF.
flüoresan * Flüorışıl.
flüoresan lâmba * İçindeki seyreltilmişgazdan oluşan elektrik boşalmasısonunda yayılan ışınımların etkisiyle çeperleri
flüorışıl durumuna gelen cam tüp.
flüoresans * Flüorışı.
flüorışı * Bazıcisimlerin aldıklarıışığı, boyu daha uzun ışık ışınımlarına dönüştürmesi özelliği.
flüorışıl * Flüorışıözelliği gösteren, flüoresan.
flüorit * Kalsiyum flüorür birleşiminde, çeşitli renkleri olan bir mineral.
flüorür * Flüorun başka bir elementle verdiği ikili birleşik.
flüt * Yan tutularak çalınan, orkestrada yer alan bir üflemeli çalgı.
flütçü * Flüt çalan kimse.

Bir yanıt yazın