Kategoriler
K SÖZLÜK Türkçe Sözlük

Türkçe Sözlük K Sayfa 166

kutlanmak * Kutlamak işi yapılmak, tebrik edilmek.
kutlayış * Kutlamak işi veya biçimi.
kutlu * Uğur getirdiğine inanılan, uğurlu, ongun, mübarek.
kutlu olsun * “uğurlu olsun, bolluk ve iyilik getirsin” anlamında bir kutlama sözü.
kutlulamak * Kutlamak.
kutluluk * Kutlu olma durumu.
kutnu * Pamuk veya ipekle karışık pamuktan dokunmuşkalın, ensiz kumaşçeşidi.
kutsal * Güçlü bir dinî saygıuyandıran veya uyandırması gereken, kutsî, mukaddes.
* Tapınılacak veya yolunda can verilecek derecede sevilen, kutsî, mukaddes.
* Bozulmaması, dokunulmaması, karşıçıkılmaması gereken, üstüne titrenilen.
* Tanrı’ya adanmışolan, tanrısal olan.
kutsallaşma * Kutsallaşmak işi.
kutsallaşmak * Kutsal duruma gelmek.
kutsallaştırış * Kutsallaştırmak işi veya biçimi.
kutsallaştırma * Kutsallaştırmak işi, kutsama.
kutsallaştırmak * Kutsal duruma getirmek, kutsamak.
kutsallık * Kutsal olma durumu, kutsiyet.
kutsama * Kutsamak işi, takdis.
kutsamak * Kutsallaştırmak.
* Kutluluk dilemek, takdis etmek.
kutsî * Kutsal.
kutsîleşme * Kutsîleşmek işi veya durumu.
kutsîleşmek * Kutsal duruma gelmek.
kutsiyet * Kutsallık.
kutsuz * Uğursuz, kötü, menhus.
* Mutsuz, zavallı.
kutsuzluk * Kutsuz olma durumu.
kutu * İnce tahta, mukavva, teneke, plâstik vb. den yapılmış, genellikle kapaklıkap.
* Elektrik akımıdevrelerinde birleştirme yapmak veya akımı bir veya daha fazla kollara ayırmak için
kullanılan araç, buat.
* Elektrik veya telefon tellerinin toplanıp bağlandığıkap.
* (bir kimsede, bir yerde veya şeyde) İyi veya kötü bir özelliğin fazlalığını belirtir.
* Kutunun alabildiği kadar olan.
kutu gibi * küçük fakat kullanışlıve şirin.
kutu kutu * 1’den 10’a kadar sayıların gizlice yazılması, tahmin edilmesine dayanan ve iki çocuk arasında oynanan bir
oyun.
kutucu * Kutu yapan veya satan kimse.
kutuculuk * Kutu yapmak veya satmak işi.
kutulama * Kutulamak işi.
kutulamak * Kutuya yerleştirmek, kutuya koymak.
kutulanış * Kutulanmak işi veya biçimi.
kutulanma * Kutulanmak işi.
kutulanmak * Kutulamak işi yapılmak.
kutulayış * Kutulamak işi veya biçimi.
kutulu * Kutusu olan.
kutulu telefon * Halkın kullanımına sunulan, para, jeton veya manyetik özelliği olan kartla çalışan telefon, ankesörlü
telefon.
kutup * Yer yuvarlağının, ekvatordan en uzak olan yer ekseninin geçtiği var sayılan iki noktasından her biri.
* Birbiriyle karşıt olan şeylerden her biri.
* Bir konuda yüksek bilgisi ve yetkisi olan kimse.
* Gök küresinin, dolayında döndüğü var sayılan eksenin iki ucundan her biri.
* Elektrik akımını oluşturan gerilim ayrılığının en yüksek dereceyi bulduğu iki noktadan her biri.
* Bir mıknatıs demirinin iki ucundan her biri.
kutup engel * Bir pilde elektromotor kuvveti düşüren polorma olayına karşı gelmek ve elektirk akımının durmasını
önlemek için kullanılan (kimyasal maddelerden her biri).
Kutup Yıldızı * Gök küresinin kutbuna en yakın olan küçükayıdenilen takım yıldızın en ucunda bulunan, kuzeyi
belirleyen, durağan yıldız, Demirkazık, Kuzey Yıldızı.
kutuplanma * Kutuplanmak işi, polârizasyon.
kutuplanmak * İki kutupta toplanmak.
* (pusula ibresi için) Kutba doğru yönelmek.
kutuplaşma * Kutuplaşmak işi.
kutuplaşmak * (bir topluluk) Birbirine karşıt gruplara ayrılmak.
kutupsal * Kutupla ilgili.
kutur * (daire ve kürede) Çap.
* (bazı geometrik şekillerde) Köşegen.
kuvars * Billûrlaşmışsilisin doğada çok yaygın bir türü.
kuvarsit * Yalnız kuvars tanelerinden birleşik bir kayaç, kum taşı.
kuvertür * Örtü.
kuvöz * Özellikle erken veya yeni doğmuş bebeklerin, bulaşıcıhastalıklardan korunmasıamacıyla içine
yerleştirildiği, belirli sıcaklığı olan araç.
kuvve * Düşünce, niyet.
* Bir devletin silâhlıkuvvetlerinin durumu veya gücü.
* Yeti.
kuvveden fiile çıkarmak * düşünülen, tasarlanan şeyi gerçekleştirmek.

Bir yanıt yazın