Kategoriler
K SÖZLÜK Türkçe Sözlük

Türkçe Sözlük K Sayfa 168

kuyruklu yıldız saçı * kuyruklu yıldız çekirdeğini saran ışıklı gaz yuvarı.
kuyruklular * Omurgalıhayvanlardan, amfibyumlar sınıfının, vücut ve kuyruklarıuzun, bacaklarızayıf, birçok semender
türlerini içine alan bir alt takımı, urodel.
kuyruksallayan * Kuyruksallayangillerden, kanatlarıve vücudunun üst bölümü kül rengi, alt bölümü değişik sarı olan, uzun
kuyruklu, küçük, ötücü kuş, yont kuşu (Motacilla).
kuyruksallayangiller * Kuyruksallayan, incir kuşu gibi ötücü kuşları içine alan familya.
kuyruksuz * Kuyruğu olmayan.
kuyruksuzlar * Kurbağalar.
kuyruksüren * Bir kuş.
kuytu * Issız, sessiz ve göze çarpmayan (yer).
* Uğrak olmayan, içerlek, sapa (yer).
* Sessiz, ıssız, tenha yer.
* Gün ışığı almayan.
kuytuluk * Kuytu, sessiz yer.
kuyu * Su katmanına varıncaya kadar derinliğine kazılan, genellikle silindir biçiminde, çevresine duvar örülen,
suyundan yararlanılan çukur.
* Toprağa kazılan derince çukur.
* İçinden çıkılamayan durum veya yer.
* Yer altındaki işyerlerine ulaşmak için açılmışve kesit boyutlarıderinliğine oranla sınırlı, düşey veya düşeye
yakın bağlantıyolu.
kuyu açmak * kuyu yapmak.
kuyu bileziği * Su kuyusunun ağzına oturtulan tek parça yontma taş.
kuyu fındığı * Yeşilken toprağa gömülerek ayrı bir çeşni verilen fındık.
kuyu gibi * çok derin.
* basık ve karanlık yer.
kuyu kebabı * Toprak altında özel olarak kazılıp hazırlanmışkuyuda pişirilen çebiç veya kuzu kebabı.
kuyu suyu * Kuyudan çıkarılan içme ve sulamada kullanılan su.
kuyu topuğu * Kuyunun yapısınıveya kuyu başındaki tesisleri, çökme sırasında oluşabilecek hasara veya zarara karşı
korumak amacıyla kuyu çevresinde bırakılan güvenlik topuğu.
kuyucu * Kuyu kazmayı işedinmişkimse.
kuyuculuk * Kuyucunun işi veya kuyu kazma işi.
kuyudan adam çıkarmak * olumsuz, uygunsuz veya yasal olmayan bir durumda son vererek birini haklarına kavuşturmak.
* unutulmaktan kurtarmak.
kuyudat * (resmî defterdeki) Kayıtlar.
kuyum * Değerli metal ve taşlardan yapılan süs eşyası.
kuyumcu * Değerli metal ve taşlardan bilezik, küpe gibi süs eşyasıyapan veya satan kimse, mücevherci.
kuyumcu terazisi * Hassas terazi.
kuyumculuk * Kuyumcunun işi ve zanaatı, mücevhercilik.
kuyusunu kazmak * birinin yıkımına çalışmak, kötü duruma düşmesini istemek.
kuz * Gölgede kalan (yan).
kuzen * Teyze, dayı, hala veya amcanın erkek çocuğu, erkek yeğen.
kuzey * Sağınıdoğuya, solunu batıya veren kimsenin tam karşısına düşen yön, dört ana yönden biri, şimal, güney
karşıtı.
* Bulunduğu noktaya göre kuzeyde kalan yer.
* Bu yöne düşen, bu yönle ilgili olan, şimalî.
Kuzey Kutbu * İki kutuptan ekvatorun kuzey tarafında yer alan kutup bölgesi.
kuzey noktası * Ufukta kuzey doğrultusunun gök küresini deldiği nokta.
Kuzey Yıldızı * Kutup Yıldızı.
kuzeybatı * Ufkun kuzeye ve batıya eşit uzaklıkta olan noktası.
* Bu yönle ilgili olan.
kuzeydoğu * Ufkun kuzeye ve doğuya eşit uzaklıkta olan noktası.
* Bu yönle ilgili olan.
kuzeyli * Kuzey ülkeleri halkından olan (kimse).
kuzgun * Birçok karga türüne, özellikle kara kargaya verilen ad (Corvus corone).
kuzgun gibi * çok kara, çok koyu.
kuzguna yavrusu şahin (veya anka) görünür * herkesin kendi yarattığışey çirkin de olsa, gözüne güzel görünür.
kuzguncuk * Hapishane kapılarındaki demir kafesli pencere.
kuzgunî * Çok koyu, kara.
kuzgunî siyah * Çok koyu, kara renkli.
kuzgunkılıcı * Süsengillerden, uzun, ensiz ve sivri yapraklı bir süs bitkisi, glayöl (Gladiolus illyricus).
kuzin * Teyze, dayı, hala veya amcanın kız çocuğu, kız yeğen.
kuzine * Hem ısıtmaya, hem de üzerinde yemek pişirmeye yarayan büyük mutfak sobası.
* Gemilerde yemek pişirilen yer, mutfak.
kuzu * Koyun yavrusu.
* Bir meyve veya sebzeye bitişik olan küçük meyve veya sebze.
* Kuzu etinden yapılmışolan (yiyecek).
kuzu çevirmek * kuzunun gövdesini şişe geçirip ateşkorunun üzerinde çevirerek pişirmek.
kuzu dişi * Süt dişi.
* İleri yaşlarda çıkan diş, peynir dişi.
kuzu eti * Kesilmişkuzunun parçalanıp satılan eti.
kuzu gibi * çok uysal.
kuzu gibi olmak * uslanmak, sessizleşmek, sakinleşmek.

Bir yanıt yazın