Kategoriler
K SÖZLÜK Türkçe Sözlük

Türkçe Sözlük K Sayfa 172

külâhıma anlat! * söylediklerine hiç inanamıyorum, beni kandıramazsın.
külâhımsı * Külâha benzer, külâhıandıran.
külâhınıhavaya atmak * pek çok sevinmek.
külâhınıters giydirmek * çok kurnaz olmak.
külâhlarıdeğiştirmek (veya değişmek) * “bozuşmak” anlamıyla ve tehdit olarak kullanılır.
külâhlı * Külâhı olan.
* Koni biçiminde tavanı olan.
külâhsız * Külâhı olmayan.
külbastı * Izgarada pişirilen kemiksiz et.
külbastılık * Külbastıyapmaya elverişli olan (et).
külçe * Eritilerek kalı ba dökülmüşmaden veya alaşım.
* Yığın durumundaki nesnelerin oluşturduğu küme.
* Külçe durumunda olan.
külçe gibi oturmak * yorgun veya bitkin bir durumda çöküvermek.
külçeleşme * Külçeleşmek işi.
külçeleşmek * Külçe durumuna gelmek.
* Çok yorulmak.
küldöken * Kadın, eş.
küldür * Bkz. paldır küldür.
külek * Bal, yağ, yoğurt gibi şeyler koymaya yarar tahta kova.
külfet * Sıkıntılızorluk, yorgunluk.
* Büyük masraf.
külfete katlanmak * sıkıntıya, zorluğa önem vermemek.
külfetli * Sıkıcı, zor, yorucu, özen isteyen.
* Büyük masraf gerektiren.
külfetsiz * Sıkıntısız, kolay, özen istemeyen.
* Az masrafla yapılan.
külfetsizce * Külfet altına girmeden, külfete katlanmadan.
külhan * Hamamlarıısıtan, hamamın altında bulunan kapalıve genişocak, cehennemlik.
külhan makinesi * Enerji üreten makinelerde yanmayısağlayan ana bölüm, yanma hücresi.
külhanbeyce * Külhanbeye benzer biçimde, külhanbey gibi.
külhanbeyi * Kendilerine özgü giyinişve konuşma biçimleri olan, argo kullanan, başı boş, haylaz delikanlı, kabadayı,
serseri, hayta, külhanî, apaş.
külhanbeyi ağzı * Külhanbeye yakışır biçimde konuşma.
külhanbeylik * Külhanbeyi olma durumu, kabadayılık.
* Külhanbeyine yakışır davranış.
külhancı * Hamam ocağınıyakan kimse.
külhanî * Külhanbeyi, kabadayı, serseri, hayta, apaş.
* Hafif sövgü anlamıtaşıyan bir okşama sözü.
külkedisi * Çok üşüyen, ateşin yanından ayrılmayan (kimse).
* Uyuşuk, miskin (kimse).
* Pasaklı, görgüsüz (kadın).
külleme * Küllemek işi.
* Bir mantarın yaptığı bağhastalığı.
küllemek * Genellikle ateşin üzerini külle örtmek.
külleniş * Küllenmek işi veya biçimi.
küllenme * Küllenmek işi.
küllenmek * Genellikle ateşin üzerinde kül oluşmak.
* Bir acı, bir sıkıntıunutulur gibi olmak.
küllî * Bütüne ve genele ilişkin.
* Tümel.
külliyat * Bir yazarın bütün eserlerini içeren dizi.
külliye * Bir caminin çevresinde cami ile birlikte kurulmuşmedrese, imaret, sebil, kitaplık, hastahane gibi çeşitli
yapıların bütünü.
külliyen * Bütünüyle, tamamıyla, tamamen.
külliyet * Bütünlük, tümlük.
* Çokluk, bolluk.
külliyetli * Pek çok, bir hayli.
küllü * İçinde veya üzerinde kül bulunan.
küllü su * İçinde kül eritilip süzülerek elde edilen su.
küllük * Kül ve süprüntü atılan yer, çöplük.
* Sigara tablası.
* Kazan ve sobada küllerin döküldüğü yer.
küllük ağzı * Külhanbeylerinin kullandığıdil, argo.
külot * Kısa, beli lâstikli iç çamaşırı, don.
* Daha çok binicilerin giydikleri, paçasıdar, üst bölümü genişpantolon.
külot pantolon * Bkz. külot.
külotlu çorap * Kalçalarıda içine alabilecek biçimde üretilmişçorap.
kült * Tapma, tapınma.
* Din.
* Dinî tören, ibadet, âyin.
külte * Külçe.
* Kayaç.
* Demet, bağlam.

Bir yanıt yazın