Kategoriler
I SÖZLÜK Türkçe Sözlük

Türkçe Sözlük I Sayfa 3

-ır / -ir, -ur / -ür * Ünsüzle biten birçok fiile eklenen genişzaman eki: al-ır, ver-ir, ol-ur, gör-ür vb.
ıra * Seciye, karakter.
ırak * Uzak.
ırak * Klâsik Türk müziğinde, aynıadla anılan ve kalın fa diyez notasınıandıran perdedeki makamlardan biri.
ırakça * Biraz uzak, uzak gibi.
ırakgörür * Dürbün.
* Teleskop.
ıraklaşma * Iraklaşmak işi.
Iraklaşmak * Uzaklaşmak.
Iraklı * Irak halkından veya bu halkın soyundan olan kimse.
ıraklık * Uzaklık.
ıraksak * Birbirinden gittikçe uzaklaşan (ışınlar, çizgiler).
ıraksak mercek * Üzerine düşen birbirine paralel ışınlarıyanlara doğru kırarak birbirinden uzaklaştıran mercek.
ıraksama * Iraksamak işi, istibat.
* Iraksak olma durumu.
ıraksamak * Bir şeyin gerçekleşmesini uzak görmek, olacağına pek inanmamak, istibat etmek.
ıraksınma * Iraksınmak işi veya durumu.
ıraksınmak * Uzak bulmak.
ıralama * Iralamak işi.
ıralamak * Belirli bir ıra ile belirtmek, karakterize etmek.
ırama * Iramak işi.
ıramak * Uzaklaşmak, uzamak, ara açılmak.
ırgalama * Irgalamak işi.
ırgalamak * Yerinden oynatıp, sallamak, sarsmak.
* İlgilendirmek.
ırgalanma * Irgalanmak işi veya durumu.
ırgalanmak * Irgalamak işi yapılmak, sarsılmak, sallanmak.
ırgama * Irgamak işi.
ırgamak * Çabuk olmak, davranmak.
* Oynatmak, kımıldatmak.
ırganma * Irganmak işi veya durumu.
ırganmak * Sallanmak, kıpırdanmak.
ırgat * Tarım işçisi, rençber.
* Yapı işçisi.
* Gemilerde ve yapılarda yatay kollarla ve birkaç kişi tarafından çevrilen bocurgat.
ırgat gibi çalışmak * çok ağır bir işte çalışmak.
ırgat pazarına döndürmek * karışık ve dağınık bir duruma getirmek.
ırgatbaşı * Irgatlardan sorumlu kimse.
ırgatlık * Irgat olma durumu, rençberlik.
ırıp * Bkz. ığrıp.
ırk * Kalıtımsal olarak, ortak fiziksel ve fizyolojik özelliklere sahip insanlar topluluğu.
* Bir canlıtüründe aynıkarakteri taşıyan canlıların oluşturduğu alt bölüm.
* Soy.
ırk ayrımı * Bireylerin, toplumsal kümelerin veya toplumların ırk özelliklerinden dolayıeşit olmayan işlemler karşısında
bırakılmaları, ayrıtutulmaları, dışlanmaları, sınırlandırılmalarıveya üstün tutulmaları.
ırk bilimi * Etnoloji, ırkiyat.
ırk birliği * Irk esasına dayalı birlik.
ırkçı * Irkçılık yanlısı olan (kimse).
ırkçılık * İnsanların toplumsal özelliklerini biyolojik, ırksal özelliklerine indirgeyerek bir ırkın başka ırklara üstün
olduğunu öne süren öğreti.
ırkî * Irkla ilgili.
ırkiyat * Etnoloji.
ırksal * Bkz. ırkî.
ırktaş * Aynıırktan olan kimse.
ırlamak * Bkz. yırlamak.
ırmak * Çoğunlukla denize dökülen, özellikle genişliği ve taşıdığısu niceliği bakımından en büyük akarsu, nehir.
ırmak roman * Bir olayın, geniş bir zaman diliminde geçtiği bir çağı, bir toplumun geniş bir görünümünü veren çok uzun
roman, nehir roman.
ırmaklaşma * Irmaklaşmak işi veya durumu.
ırmaklaşmak * Irmak durumuna gelmek, ırmak gibi akmak.
ırz * Bir kimsenin, başkalarıtarafından dokunulmamasıve saygı gösterilmesi gereken iffeti.

Bir yanıt yazın