Kategoriler
I SÖZLÜK Türkçe Sözlük

Türkçe Sözlük I Sayfa 5

ıska geçmek * hedefe rast getirememek.
* üzerinde durmamak, önem vermemek, atlamak.
ıskaça * Yelkenli gemilerde direklerin alt uçlarının içine oturtulduğu yuva.
ıskala * Bir bestede kullanılabilecek aynıtürden sesler kümesi.
* Genellikle ölçü aletlerinde gösterge çizelgesi.
* Gam.
ıskala yapmak * çalgıperdelerine parmak alıştırmak.
ıskalama * Iskalamak işi.
ıskalamak * Hedefe rast getirememek.
ıskara * Bkz. ızgara.
ıskaralık * Bkz. ızgaralık.
ıskarça * Bir limanın gemi kalabalığı içindeki durumu.
* Bir şeyi tıka basa doldurma.
ıskarmoz * Gemilerin kaburgalarını oluşturan eğri ağaçların adı.
* Kürek takmak için kayık ve sandalın yan kenarına dikine yerleştirilmişağaç çubuk.
ıskarmoz * Vücudu yuvarlak, uzunca, pullu, burnu sivri, küçük palamut boyunda bir balık (Sphyraena sphyraena).
ıskarpelâ * Bkz. iskarpelâ.
ıskarta * Bazı iskambil oyunlarında kullanılması gerekmediğinden bir yana bırakılan kâğıtlar.
* Herhangi bir sebep dolayısıyla değerini kaybetmiş(mal).
ıskartaya çıkarmak (veya ayırmak) * değersiz bularak bir yana atmak, işe yaramadığı için ayırıp bir yana koymak.
ıskartaya çıkmak * değersiz sayılarak bir yana atılmak.
ıskat * Düşürme, aşağıatma.
* Düşürülme.
* Ölenlerin kılınmamışnamazlarıve tutulmamışoruçları için verilen sadaka.
ıskatçı * Iskat verilen kimse.
* Mezarlık dilencisi.
ıskonto * İndirim, tenzilât.
* Süresi dolmamış bir senedin, faiz ve komisyonu düşürülerek karşılığından eksiğine alınması, kırdırma.
* Senedin saymaca değeri üzerinden yapılan indirim.
* (söz için) Bir bölümünü söylenmemişsayma.
ıskonto etmek * indirim yapmak.
* (söz için) bir bölümünü söylenmemişsaymak.
ıskontolu * İndirimli, tenzilâtlı.
* Bir bölümü söylenmemişsayılan.
ıskontosuz * İndirimsiz, tenzilâtsız.
ıskota * Büyük yelkenleri yönetmek için kullanılan ip.
ıskuna * Brikten küçük, iki direkli bir çeşit yelkenli gemi.
ıslah * Düzeltme, iyileştirme.
* Bir hayvan veya bitki türünden daha iyi verim alabilmek amacıyla yapılan işlem.
ıslah etmek * iyi bir duruma getirmek, iyileştirmek, düzeltmek.
* yola getirmek.
ıslah evi * Suç işleyen çocuklarııslah etmek ve eğitmek amacıyla ceza yasasına göre işleyen kurum, ıslahhane.
ıslah olmaz * düzelmez, iyileşmez.
ıslahat * Daha iyi duruma getirmek için yapılan değişiklik, düzeltme veya iyileştirme, reform.
ıslahatçı * Reformcu.
ıslahatçılık * Reformculuk.
ıslahhane * Islah evi.
ıslak * Suya batırılmışveya üzerine su dökülmüşolan.
ıslak karga * Çok ıslanmış, sırılsıklam olmuş.
* Çok korkan, çekingen, ürkek.
ıslak sıçan * Islak karga.
ıslak zemin * İnşaat sektöründe mutfak, banyo, tuvalet gibi suyla teması olan bölümlerin yüzeyi.
ıslaklık * Islak olma durumu.
ıslama * Islamak işi.
ıslamak * Islatmak.
ıslanış * Islanmak işi veya biçimi.
ıslanma * Islanmak işi veya durumu.
ıslanmak * Islak duruma gelmek.
ıslatıcı * Yapıştırmadan önce pulları, zarfları, etiketleri ıslatmaya yarayan araç.
ıslatılma * Islatılmak işi.
ıslatılmak * Islatmak işi yapılmak, ıslak duruma getirilmek.
ıslatış * Islatmak işi veya biçimi.
ıslatma * Islatmak işi.
ıslatma suyu * Bazımaddelerin çeşitli amaçlarla işlenmesinde kullanıldıktan sonra değişik yöntemlerle ayrılan ve
çözünmüş besin maddeleri içeren sıvı.
ıslatmak * Islak duruma getirmek.
* Dayak atmak veya ağır hakarette bulunmak.
* Mutlu bir olayı içki ile kutlamak.
ıslık * Dudakların büzülerek veya parmağın dil üzerine getirilmesiyle çıkarılan ince ve tiz ses.
* İnce ve tiz ses.
ıslık çalmak * ıslık sesi çıkarmak.

Bir yanıt yazın