Kategoriler
I SÖZLÜK Türkçe Sözlük

Türkçe Sözlük I Sayfa 7

ıstavroz * Bkz. istavroz.
ıstıfa * Ayıklanma.
ıstılah * Terim.
* Herkesin anlamadığıözel anlamda kullanılan söz.
ıstılah paralamak * herkesin anlamadığı ağdalı bir biçimde konuşmak.
ıstırap * Acı.
* Üzüntü, sıkıntı, keder.
ıstırap çekmek * ağrıve acı içinde kıvranmak, aşırıderecede üzülmek.
ıstıraplı * Istırap veren, acılı, sıkıntılı.
ıstırapsız * Istırabı olmayan, acıveya üzüntü vermeyen.
ıstırar * Çaresizlik, mecburiyet, zorunluk.
ıstırarî * Mecburî, zorunlu.
-ış/ -iş, -uş/ -üş * Fiillerden isim türeten ek: al-ış, gel-iş, bul-uş, gör-üş, anla-y-ış, bekle-y-iş, solu-y-uş, yürü-y-üşvb.
-ış/ -iş, -uş/ -üş * Bkz. -ş-.
ışığa doğrulum * Işık etkisiyle bir bitkinin büyüme hareketi, fototropizm (Işığa doğrulum bazen ışığa göçüm, fototaktizm
yerine kullanılır).
ışığa göçüm * Bir hücrelilerde birdenbire aydınlanma sonucu görülen tepkime, fototaktizm, fototaksi.
ışığı altında * bir durum veya düşüncenin konuyu aydınlatmasından yararlanarak, onu göz önünde tutarak.
ışık * Cisimleri görmeyi, renkleri ayırt etmeyi sağlayan fiziksel enerji, erke, ziya, nur, şavk.
* Yüksek derecede ısıtılan cisimlerin (akkorluk) veya çeşitli enerji biçimleriyle uyarılan cisimlerin (gaz ışı)
yaydığı gözle görülen ışıma.
* Bir yeri aydınlatmaya yarayan araç.
* Mutluluk, sevinç veya zekâdan doğan, özellikle yüzde ve gözlerde beliren parıltı.
* Yol gösteren, aydınlatan kimse, düşünce, eser vb.
* (resim sanatında) Işıklı, parlak yer.
ışık akısı * Birim yüzeyinden, birim zamanda geçen ışık enerjisi.
ışık aylası * Herhangi bir gök cismini çevreleyen ışıklıhalka.
ışık aynası * (fotoğrafçılıkta) Işığıyansıtmak için ışık kaynağının önüne konulan nesne.
ışık bacası * Yapıların içine ışığın iyi girebilmesi için bırakılan baca.
ışık çanağı * Sahneyi aydınlatmak için değişik açılardan ışığın gelmesini sağlayan çukur madenî yansıtıcı.
ışık eğrisi * Değişken bir yıldızın parlaklığının görünmesini veren grafik.
ışık göçüm * Bitkilerde protoplâzmanın ışığa gösterdiği tepki.
ışık gölge * (resimde) Işıklıve gölgeli bölümlerin birbirine göre dağılımını gösteren kısımlar.
ışık hızı * Işığın bir saniyede aldığıyol.
ışık ışını * Yayılan ışığın izlediği doğru.
ışık korkusu * Bazıcanlıların ışıktan korkma duygusu.
ışık küre * Bkz. ışık yuvarı.
ışık ölçümü * Fiziğin, ışık miktarının ölçülmesini ve cisimlerin ışığı iletme, yansıtma, dağıtma gibi özelliklerini inceleyen
bölümü, fotometri.
ışık tutmak * bir yeri ışıkla aydınlatmak.
* düşüncesiyle kılavuzluk etmek, konuyu aydınlatıcıdüşünceler söylemek, tutacağıyolu göstermek.
ışık yılı * Işığın bir yılda aldığıyol.
ışık yuvarı * Güneşte, dışarıya ışık veren katman, ışık küre, fotosfer.
ışıkçı * Sinema filmlerinin çekiminde veya tiyatro, opera, bale gibi gösteri sanatlarında sahnenin aydınlatılması için
gerekli ışık ve elektrik işlemini düzenleyip yapan kimse.
ışıkçılık * Işıkçının işi veya mesleği.
ışıkkesen * Karanlık odalara girip çıkarken bu yerlere ışık sızmasınıönleyen düzen.
ışıklama * Çevirim sırasında, aydınlatılmışolan konunun görüntüsünün duyar kat üzerine belirli bir süre düşerek
etkilemesi.
ışıklandırılma * Işıklandırılmak işi.
ışıklandırılmak * Işıklandırılmak işi yapılmak veya ışıklanmasısağlanmak.
ışıklandırma * Işıklandırmak işi, aydınlatma.
ışıklandırmak * Işıklıduruma getirmek, aydınlatmak.
ışıklanma * Işıklanmak işi.
ışıklanmak * Işıklıduruma gelmek, aydınlanmak, ışımak.
ışıklı * Işığı olan, aydınlık, ışıklandırılmış, nurlu, nuranî.
* Neşe veren, sevinç yaratan, mutlu.
ışıklılık * Bir optik cihazda, cisme çıplak gözle veya cihazla bakıldığında, ağtabakadaki birim yüzeyi etkileyen ışık
miktarlarıarasındaki oran.
ışıkölçer * Işık şiddetini veya enerjisini ölçen araç, fotometre.
* Bir ışık kaynağının, belli uzaklıkta oluşturduğu aydınlığıölçme işinde kullanılan araç, fotometre.
ışıksız * Işığı olmayan, karanlık.
ışıksızlık * Işıksız,ışıktan yoksun olma durumu.
ışıl * Işıklı.
ışıl ışıl * Titrek ve parlak bir ışık saçarak.
* Parıltılı, ışıltılı.
ışıl ışıl bakmak * sevinçten gözleri parıl parıl olmak.

Bir yanıt yazın